"Atatürk Ölmüş, Biliyor musun?"

Türkiye "yas" tutuyor: 10 Kasım bugün, Atatürk'ün ölüm yıldönümü... İnternette yayımlanan Ata'sının ölümüne ağlayan Küçük Elif Videosu, TV'lerin akşam haberlerinde yayımlandı. Bu videoyu izlerken kendi çocukluğum aklıma geldi: bizler, hep Atatürk sevgisiyle yetiştirilmiş, "Atam!"larla başlayan Atatürk şiirleriyle büyümüştük. Bugün 57 yaşındayım. Benim bugünkü yaşımdayken ölmüş Atatürk. Duygularımı dile getiren Küçük Elif'i, onu yetiştiren öğretmeni, anne ve babasını kutluyorum ayrıca...

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) 24 Kasım 1934'te kabul edilen yasayla Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal, ilk belirtileri 1936 sonlarında görülen siroz hastalığına yakalandı.
Yakalandığı bu hastalığa ilk ciddi teşhis Mart 1938'de konabildi. Bundan sonra hızla ilerleyen hastalık, hekimlerin karşı koymalarına aldırmayarak çıktığı uzun yurt gezisi sonunda Atatürk'ü yatağa düşürdü.
26 Eylül'de girdiği ilk komadan sonra durumu gittikçe kötüleşti ve bütün tıbbi çabalara karşın kurtarılamayarak 10 Kasım 1938 Perşembe sabahı 9.05'te İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda öldü.



Atatürk ölmüş, biliyor musun?


Tahnit edilen cenazesi 19 Kasım'da İstanbul'dan Ankara'ya götürüldü ve 21 Kasım'da düzenlenen büyük bir törenle Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre konuldu. 26 Aralık 1938'de toplanan CHP I. Olağanüstü Kurultayı Atatürk'e "Ebedi Şef" unvanını verdi.

DolmaBahçe Sarayı | İstanbul | 07 Temmuz 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Mustafa Kemal'in öldüğü Dolmabahçe Sarayı. Bu saray, İstanbul'da, Kabataş ve Beşiktaş semtleri arasında, Boğaz kıyısındadır. Sarayın bu fotoğrafı, ilk kez Temmuz 2009'da CndBosphorus'ta yayımlanmıştır.

Atatürk'ün cenazesi 10 Kasım 1953'te törenle Ankara'nın Rasattepe mevkiinde yapılan Anıtkabir'de toprağa verildi.
Devamı!

Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı... Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edildiği günün -29 Ekim 1923- yıldönümlerinde kutlanan ulusal bir bayram Cumhuriyet Bayramı.
19 Nisan 1925'te 628 sayılı "Cumhuriyet'in İlanına Müsadif 29 Teşrinievvel Gününün Milli Bayram Addi Hakkında Kanun ile, 29 Ekim günü Türkiye içinde ve dışındaki temsilciliklerde ulusal bayram töreni yapılacağı hükmü getirildi. 21 Nisan 1925 tarihli ve 1805 sayılı Milli ve Sair Bayramlarda İfa Olunacak Merasim Hakkındaki Talimatname ile de, yapılacak kutlamaların düzenlenmesine ilişkin ilkeler belirlendi.
27 Mayıs 1935 tarihli ve 2379 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'a göre 28 Ekim öğleden sonrasıyla 29 ve 30 Ekim günleri tatil sayıldı.
17 Mart 1981'de, 2739 sayılı yasayı geçersiz kılan 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile yeniden düzenlenen Cumhuriyet Bayramı tatili, 28 Ekim öğleden sonrası ile 29 Ekim günü olarak belirlendi. Bu süre içinde resmi daire ve kuruluşların tatil edilmesi, özel işyerlerinin de zorunlu olarak kapatılması hükme bağlandı.

Böyle olmakla birlikte, Türkiye'de 80'li dönemin cunta önderinin, halka açık konuşmalarında, sık sık "Bu kadar çok bayram, bu kadar çok tatil olmaz. Tatillerin kimisini kaldırmak ve çok çalışmak lazım!" dediğinden yola çıkılırsa, cuntanın halkı "çok çalış[tır]ma" işini sözde bırakmayışı, bu son yasadan da anlaşılıyor...

Annemi bayrama götürdüm, evimize en yakın merkezi yer olan Üsküdar'daki Cumhuriyet'in 86. yılı kutlamalarına...

Ne var ki gecikmişişiz. Herhangi bir törene ya da kutlamaya raslamadık, partilerin ağaçlara, elektrik direklerine asılı kutlama afişleri ya da pankartları dışında.
Bindiğimiz minibüsten indiğimizde, Üsküdar iskelesinnin sağındaki parkta, "fast-food"larını atıştıran, bayram üniformalı gençleri görünce, anladık ki bayram töreni çoktan sona ermiş.

Cumhuriyet'in 86'sında: bu anne 84'ünde | Üsküdar | 29 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009
O zaman gidip parkta dolanalım, parktaki doğal etkinlikleri ve Boğaz'dan geçen gemileri seyredelim dedik. Ulusal Bayram günümüzü böyle değerlendirdik. Bayramların, simgeledikleri birleştirici öğenin toplum ya da grup yaşamındaki etkinliği zayıfladıkça sıradan dinlenme günlerine dönüşmesi sıkça rastlanan bir durum. Elbette annem de ben de, Türkiye'nin değişmeye yüz tuttuğunun farkındayız. Cumhuriyet gibi bir başlangıcın anma gününü, eğlenerek, daha argo bir deyimle "çalıp oynaya oynaya" geçirmek, yaşamak gerekirdi. Böyle olmaması acaba "büyük kriz" yüzünden midir?

Neyse... Yaşı Cumhuriyetin yaşına yakın olan annem ve ben, biz de gençlere uyalım diye düşündük. Parktaki gezimizi bitirdikten sonra, gidip Mc Donald'da French Free ve Hamburger yiyelim dedik... Ama kola değil, -ayran da değil-, çay içtik yanı sıra.
Fotoğraftaki 84 yaşındaki annem, yemekten arta kalan çayını yudumluyor.
Devamı!

İstanbul'un Çınarları, Çınaraltları ve Vaka-yı Vakvakiye

Bugün, daha doğrusu bu gece, İstanbul'un Üsküdar'a bağlı semtlerinden Çengelköy'deki yaklaşık 800 yıllık bir çınarı fotoğraflayacağım. Niçin mi geceyi seçtim? İstanbul çınarları arasında sabıkalı olan bir çınar da var çünkü. Belki onun bu, insan ürküten olumsuz anısını öbür ulu çınarlar da duymuşlardır. Ululuk ve hüzün, gece ışığında biraz daha belirginleşir belki... Öyle düşündüm ve çektim fotoğraflarımı: işte size 800 yıllık bir çınar.

İstanbul'un Çınarları-1 | Çengelköy | 03 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Dalına 2001'de takıldığı anlaşılan kimlik levhasında, bu çınarın yaşının 780 olduğu yazılı. 2010'da yine ayakta durduğuna göre, yaklaşık 800 yaşında bu çınar. Çınarın dallarının yayıldığı alan, Çınaraltı adıyla anılan bir kıyı kahvesi. Akşamları çok kalabalıklaşan bu kahvede çay, 1.5 TL. Boğaz'ın kıyıyı yalayan, insanı ninnileyen dalga sesleri ve serinleten havası için 1.5 TL nedir ki! I. Boğaz Köprüsü'nün arada bir değişen, kırmızı, mavi, pembe, yeşil silüetlerinin bedava seyri de var bu hesabın içinde...

İstanbul'un Çınarları-2 | Çengelköy | 03 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Bir Bursa, bir de İstanbul, öbür ünlerinin yanı sıra, yaşlı çınarlarıyla da ünlü kentlerdendir. Çınar ağacının anayurdu Kuzey Amerika, Avrupa'nın doğusu ve Asya olmasına karşın, İstanbul'un çınarları ansiklopedilere girmekle kalmamış, tarihe de damgasını vurmuştur.

17. yüzyılda, Mart 1656'da meydana gelen, Vaka-yı Vakvakiye adıyla da anılan yeniçeri ayaklanmasının tarihteki bir adı da Çınar Olayı'dır. Ekonomik bunalım nedeniyle, yeniçerilerin ücretleri, değeri düşük paralarla ödenince, maliye kurumunda görevli olanların suçlanmasıyla başlayan, İstanbul'un her semtine yayılan, kentteki günlük yaşamın durmasına yol açan bu ayaklanma sırasında öldürülenlerden bazılarının cesetleri Atmeydanı denilen yerdeki bir çına ağacına asıldı. Dallarına cesetlerin asıldığı çınar ağacı, meyveleri insana benzeyen efsanevi vakvak ağacını çağrıştırdığı için olay Vaka-yı Vakvakiye olarak adlandırılmıştır.

İstanbul'un Çınarları-3 | Çengelköy | 03 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Çınarlar hava kirliliğine ve hastalıklara dayanıklı olduğu için büyük kentlerde ve sanayi merkezlerinde çok yetiştirilir. Türkiye'de görülen çınarlar, Doğu çınarı ve Batı çınarı olmak üzere iki türden oluşur. Doğu çınarı, 30 metreye dek yükselen, gövdesi bazen 10 metreye ulaşabilen ve yüzce yıl yaşayabilen çınar türüdür. Başta İstanbul olmak üzere birçok yerdeki çınar ağaçları doğal anıt olarak koruma altına alınmıştır.

Büyüdüğünde, altında dinlenilmek üzere, gölgelik olarak dikilen çınar ağacının kabukları halk arasında ateş düşürücü olarak da kullanılır.

Türkiye insanının türkülerinde, kavak, meşe gibi ağaçların yanı sıra çınar ağacı da geçer. Siz onu gizli sevmiştiniz. Nerden bilecektiniz ki el alem duyar: ve, bahçede yeşil çınardı! Boyu boyunuza uyardı... Meşeler göğerirdi, uzun kavaklarsa giderdi engine... Hiç de benzemezdi yaprakları kendine... Uzaklarda mısınız? Çocukluk günlerinizdeki sevgiliniz, bir çınarın dibine yatmış uyumuştur şimdi kim bilir. Ela gözlerini uyku bürümüştür. Evvel küçücükken, şimdi büyümüştür belki... Kim bilir...

Devamı!

İstanbul'un Hisarları: Anadolu Hisarı

Hisarlar, askerlik ya da savunma açısından önemli noktalardır. Kaleler, surlar, setler, şatolar da, hisarlar gibi, herhangi bir yeri dış saldırılara karşı korumak amacıyla yapılan, kalın ve yüksek duvarlı, benzer yapılardır. Hisara ve şatoya oranla daha büyük bir yapı olan kale, Türkiye'de yaşayan insanların türkülerinin de, şarkılarının da yapı taşlarındandır çoğu zaman: Kalenin bedenleri, çevirin gidenleri... Kaleden kaleye şahin uçurdum... Kale kaleye bakar, filan...

İstanbul'un Hisarları | Anadolu Hisarı | 11 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Türkler Anadolu'ya yerleşmeye başladıktan sonra, buldukları kaleleri onararak kullandılar; bunların bazılarına ekler yaptılar ya da yerine yenilerini kurdular. Osmanlıları ilk dönem kaleleri arasında sayılır, iç kale kesimini I. Bayezid'ın (Yıldırım) 1390-1394 tarih aralığında yaptırdığı Anadolu Hisarı.

Anadolu Hisarı, İstanbul'un Anadolu yakasında yer alır. Bugün Anadoluhisarı adıyla anılan anılan semtte Göksü Deresi'nin İstanbul Boğazı'na döküldüğü yerde bulunan bu hisar, bir iç kale, bir de hisarpeçe denilen dış durdan oluşur.

İstanbul'un Hisarları | Anadolu Hisarı - Göksü Deresi | 11 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

İstanbul'un en eski yapılarından oluşan Anadolu Hisarı'nın hisarpeçesini yaptıransa, II. Mehmed'dir (Fatih Sultan). Yapıldığı dönemde suya bitişik olan hisarpeçe, bugün, karanın genişlemesi sonucu, denizden bir hayli uzakta kalmıştır. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde (Gezi Yazısı) anlattıklarına bakılacak olursa, hisar içinde, bir cami, bir dizdarhane, birkaç da asker koğuşu varmış... Suya döküldüğü kesimde, balıkçı teknelerinin sığınak yerine dönmüş olan Göksü Deresi'nin üzerindeki köprünün solunda, hisarın dereye bakan hisarpeçesinin eteklerinde, güzel bir balık lokantası var bugün.

İstanbul'un Hisarları | Anadolu Hisarı -2 | 11 Ekim 2009 | Fotoğraf: CndFlix © 2009

Fotoğraflarımı çektiğim gece saat 21 sularıydı. Halk arasında deniz lokantası olarak da anılan türden biri olan bu balık lokantasının iki ayrı masasında ızgara balık, kavun, meze ve rakı donanımlı insanlara rasladım. Köprünün altına yakın bir yere zulalanmış bir teknenin içindeyse, gazete üzerine serdikleri balıkları pişiren, bir yandan da şaraplarını yudumlayan iki balıkçı gördüm. Keyifleri bozulur düşüncesiyle yaklaşamadım onlara fotoğraflarını çekmek için. Yaklaşsaydım, "Yalnızca taşları değil, bizi de çek, yakışıklı çıkmazsa çok bozuluruz ha!" da diyebilirler miydi bilimiyorum. Derlerdi galiba!
Devamı!

CndBlogCatalog

Related Posts with Thumbnails